29.1.13

Antalya (Merkez)


Napsak ne etsek diye düşünürken Isparta'ya birkaç saat uzaklıktaki Antalya'ya günü birlik bir gezi planladık ve düştük yollara. Antalya'ya daha önce iki kere gittik ancak bir türlü merkezini güzelce gezememiştik. Merkezin batısındaki Minyatür'den başlayıp Karaalioğlu Parkı'na kadar yol üstünde ne varsa gezecektik. Baktık ki Minyatür'den başlamak bize fazlasıyla zaman kaybettirecek biraz daha merkeze yaklaştık ve ilk durağımız Antalya Arkeoloji Müzesi oldu. 


Çocuk bölümünden Perge
İçeriğindeki ihtişamla bizi büyüleyeceğini düşündüğümüz arkeoloji müzelerinden birisiydi ve öyle de oldu. Yalnız girişindeki bakımsızlık o öneme hiç mi hiç yakışmıyor. Müzeyi gezmeye başladığımızda oldukça ince düşünülmüş olan çocuk bölümüyle karşılaştık. Doğal olarak özellikle çocuklar bu tür eserleri sıkıcı bulur, belki de bunun önüne geçebilmek, tarih bilincini uyandırmak için çeşitli eserleri canlandırmışlar.

Kronolojik olarak eserlerin sergilenmeye başladığı bölüme geçtiğimizde bu kronolojinin 570 milyon yıl öncesine (I. Jeolojik Zaman) kadar gideceğini tahmin etmemiştik. Ardından Antalya'nın -hatta dünyanın- önemli arkeolojik bulgularından biri olan Karain Mağarası'ndaki yaşama sıçradık. Fazlasıyla ilkel olan yontma taşlardan, yavaş yavaş pratikleşen ve gelişen eşyalara geçiş, aşama aşama gözler önüne seriliyor. Bizi en çok kulak tıkacı ve tuzluk şaşırttı. Tuzluğu verseler şuanda kullanırız. 
Karain Neandertal Adamı


Tur şirketleriyle müzeye sürekli turistler geliyor. Bu tip yerlerdeki turistler genelde her imkanı sunan otellerde yer içer, belki bi iki paket tura katılır, denizin kumun güneşin keyfini çıkarır. Yani öyle tarihmiş, kültürmüş, arkeolojiymiş umurlarında değildir. Buraya gelenlerin de halinde bu anlaşılıyor. Şlak şlak flashlar patlamaya başlayınca önce bir "uyarsak mı" dedik, sonra "görevli şimdi görür uyarır" dedik baktık ki onların da umrunda değil. Zaten bir ülkenin politikası arkeolojiyi yalnızca turizm geliri olarak görüyorsa bu tip olaylar oldukça normal.





Birçok heykelin, lahitin bulunduğu bölümlere geçtik. Kuşkusuz en ilgi çekici Perge Tiyatrosu'ydu. Burayı görünce Perge'nin önemini ve tiyatrosunun meşhurluğunun sebebini anlamış olduk. Ardından irili ufaklı birçok lahitin bulunduğu bölüme geçtik. Bazıları zamanında ülkemizden kaçırılmış ve yeni yeni girişimlerimizle geri getiriliyorlar. Geri getirilen eserlerden en meşhuru tabiki Yorgun Herakles heykeli. Sikkeler ve Hıristiyanlık eserlerinden sonra nihayet Anadolu Selçukluları ve Osmanlı eserlerinin olduğu bölüme geçiyoruz. Burası niyeyse daha bir özensiz ve turistlerin de ilgisi sıfır.
İmaratorlar ve İmparatoriçeler Salonu
Tanrı ve Tanrıçalar Salonu

Perge Tiyatrosu: Büyük İskender

Perge Tiyatrosu'ndan Kurban Töreni

Perge Tiyatrosu


Herakles'in 12 görevinin işlendiği lahit
Yorgun Herakles Heykeli


Anadolu Selçukluları'na ait silahlar


"Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak ve sahip olmaktan geçer." Mustafa Kemal ATATÜRK
Konyaaltı Caddesi
Müzeden çıkıp kendimizi güzel Konyaaltı Plajı ve Akdeniz manzarasına bırakıyoruz. Müzenin bulunduğu Konyaaltı Caddesi, "yayaya saygılı trafik" uygulamasının pilot bölgesiydi. Bu uygulamayı başka iller yapıyor mu bilmiyoruz ama çok güzel bir girişim. Avrupa'ya gidenlerin sürekli yaptığı "ayağını yola atınca araç 100'le gelse bile duruyor abi" muhabbetinin aynısı acaba burada olur mu diye düşündük, neyse dedik hiç denemeye çalışmayalım, nolur nolmaz :)


Cumhuriyet Meydanı'na geldiğimizde birkaç Arap heykelin üstüne çıkmış şaklabanlık yapıyordu. Fotoğraf çekilmek için gitmelerini bekledik. Antalya'nın sembollerinden biri olan Yivli Minare'de meydandan tüm farklılığıyla görülüyor. 
Cumhuriyet Meydanı
Saat Kulesi
Antalya'nın bir diğer sembolü de Kale Kapısı'ndaki saat kulesi. Tarihinin 9. yüzyıla kadar gittiği sanılmakta. Eskiden tepesi kubbe şeklindeymiş ancak 1942'de çıkan bir fırtınada hasar alınca değiştirilmiş. Kuleyle ilgili ilginç bilgilerden birisi de; kuzeyinde çıkıntı şeklinde bulunan demirin idam edilen kişinin teşhirinde kullanılması. Görünce insanın içi çekiliyordur sanırım.


Yivli Minare
Buradan Kaleiçi'ne giriyoruz. Pek yabancısı sayılmayız ama caddeleri öğrenmemiz için çok defa gitmemiz gerekecek. Antalya'nın en eski camisi olan Alaaddin Camii'ye geçiyoruz. Burası Yivli Minare'nin bulunduğu cami. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1230'lu yıllarda kiliseden (Panaya Kilisesi) camiye çevrilmiş. Avluda hamam ve medrese de bulunmakta.
Ardından Kaleiçi'ne kendimizi bıraktık ve dolambaçlı garip yollardan Atatürk Caddesi'ne çıktık. Buradaki durağımız Atatürk Evi Müzesi. Sorduk meğer orası gerçekten Mustafa Kemal Atatürk'ün gelip kaldığı ev değilmiş. Tam önünden geçen yolun üzerinde bulunuyormuş, yıkılıp 10 metre kadar geriye aynısı inşa edilmiş. Atatürk, Antalya'da yaptığı gezi sırasında "Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir." demiş. Bir güzel hareketi de Aspendos'u gezmeye gittiğinde restore edilmesini ve müzeye dönüştürülmesini istemesi.



Nostaljik Tramvay
Hemen arkasında Antalya'nın en eski parkı olan Karaalioğlu Parkı var. Şehrin merkezinde fazlasıyla yeşil ve güzel bir park. Şekli Perge Antik Kenti örnek alınarak oluşturulmuş. Parkta bazı anlamlı heykellerin olduğunu biliyorduk ama hangileri neyi temsil ediyor bilmiyorduk. Parkın içine girdikçe bir el heykeli gördük ve bunu Nazım Hikmet'le ilgili olan heykel zannedip başladık yorumlamaya. Biraz daha ilerleyince anladık ki tamamen sallamışız, çünkü asıl Nazım Hikmet heykeli gayet açık şekilde karşımızda duruyordu :) Oturup gün batımının o eşsiz manzarasını huzurla seyrettik. Kim, bu manzaranın romantik ve bir o kadar rahatlatıcı olmadığını iddia edebilir ki..

Nazım Hikmet: Kurtuluş Savaşı Destanı

Tam bir yıl önce yemek yediğimiz teras kafeye oturdup karnımızı doyurduk. Çipuradan aynı tadı alamasak da manzaranın tadı değişmemişti.
Hıdırlık Kulesi